Özge MARDİ

Sinan Keskin – Gazeteciler Cemiyeti – Röportaj

Özge hanım kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

1981 yılında İzmir’de doğdum. Küçük yaşlardan beri resim yapıyorum. Annem ilgileniyordu daha çok bu resim konusuyla. Yeteneğim olduğu biliniyordu. İlkokula başladığımda eğitimdeki başarısızlığım beni daha çok çizime ve resime yöneltti. İlkokul yıllarımda çok sessiz ve sisteme ayak uyduramayan bir çocukluk geçirdim. Ortaokula geldiğimde resim derslerim dışındaki tüm derslere isteksizdim. Ta ki babamın orta okul 2. sınıfta karnemi almaya gitmesi ve müdür yardımcısıyla, ‘lisede ne yapalım?’ konusunu konuşması sonrasında meslek lisesinin doğru seçim olduğuna karar verildi. Oturduğumuz eve yakın olan İzmir Göztepe Meslek Lisesi’ni araştırdık. Ben bilgisayar bölümünü istiyordum. Ama notlarım sınırda olduğu için bu bölümüne kabul edilmedim. Grafik bölümünün yetenek sınavı ile öğrenci aldığını duyunca çok sevindim. Çünkü o yaşa kadar tüm kitaplarımın kenarlarındaki boşluklar karakter çizimleri ve karalamalarla doluydu, bu bölümü okumayı her şeyden çok istemiştim.

Meslek lisesine geçtikten sonra sizin için yeni bir yol açıldı sanırım.

1994 yılında İzmir Göztepe Meslek Lisesi Grafik Tasarım Bölümü Yetenek Sınavını birincilikle kazanmamla hayatımın değişeceğini, aldığım nefesin ötesine geçebilecek bir kariyerim olacağını bilmiyordum. Bu okulda okuduğum süreçte diğer önceden kötü olan derslerim de düzeldi. Son sınıfta o zamanlar Ege Bölgesi’nde yüksek tirajla satılan Gazete Ege’nin reklam departmanında staj yapmaya başladım. Gazetede kendime ait bir bilgisayar olmadığı için karikatürist Zafer Güven yerinden kalkar kalkmaz bilgisayarının başına geçiyordum. Onun bilgisayarını sadece ben kullanabiliyordum. Staj sonrası gazetede kalmamı istediler ama ben üniversiteye gideceğim dedim ve ayrıldım. 2 ay sonra da gazete kapandı. Orada yaşadığım günleri unutamıyorum. Bugün bulunduğum noktanın başlangıcı o gazete diyebilirim.

Üniversite hayalinizi gerçekleştirmekle kalmamış üzerine üniversitede ders de vermişsiniz. O günlerden biraz söz eder misiniz?

Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim Öğretmenliği Anabilim Dalı, Grafik Tasarım Bölümü Yetenek Sınavlarına girdim. Sınav 2 aşamalıydı. Yetenek sınavından çok yüksek puanlar almama rağmen ÖSYM sınavından aldığım not düşük olduğu için okulu 4. olarak kazandım. Üniversiteye başlamamla eş zamanlı yayınevlerinde kitap kapağı, kitap tasarımı ve illüstrasyonlar çizmeye başladım. Özellikle de çocuk kitapları illüstrasyonları çizerek oldukça iyi bir gelir elde ediyordum. Lisans eğitminin ardından Buca Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Grafik Ana Sanat Dalı’nda yüksek lisans eğitime başladım. Bir yandan da Tudem yayınlarında kitap resimliyordum. Aynı dönemde DEÜ yabancı diller yüksek okulunda hazırlığa devam ediyordum. Hazırlık sınıfı bitince Reta Ajans’ın çalışmaya başladım.

Yüksek Lisans tezinizin konusu da oldukça ilginç. Tez konunuzu nasıl seçtiniz?

Tudem yayınlarında çizdiğim sırada, İllüstrasyon ve Karikatür Sanatçısı Mümin Durmaz’ın yaptığı eleştirilerde, bir çocuk kitapları çizerinin ve kitaptaki karakterlerin toplumun geleceğini nasıl etkileyeceğine dair söylemler işittim. İşte bu konuşmalar benim çıkış noktam oldu. Aynı dönem bir çocuk kitabı için kelebek çizmem gerekiyordu. Ben kelebeği 4 ayaklı çizmiştim. 2 eli 2 ayağı vardı, insanileştirmiştim. Bana ‘çocuklar kelebeği buradan öğrenecekler, anatomik yapısını bozmuşsun, 6 ayaklı olması gerekiyor’ dediler. Ondan sonra araştırmaya başladım. Ve çocuk kitaplarındaki karekterlerin toplumu değiştirecek kadar önemli olduğunu farkettim. Bunun üzerine “Çocuk Kitapları Resimlemede Karakter Yaratma” ismli tezi yazmaya karar verdim.

Bu konuyu biraz açabilir miyiz?

Dünyadaki 0-6 yaş grubu için en iyi çocuk kitapları yazarlarının illüstüratörler olduğunu gördüm. Çünkü çocuk gibi öncelikle hikayeyi görsel olarak hayal ediyorlar metin sonra ekleniyor. Çocuklar da öyle, hayalleri hep görsel, yazıyla düşünmüyorlar. Bu yöntemle yazılan çocuk kitaplarının çok daha başarılı olduğunu, okunduğunu, çocuklar tarafından sevildiğini tespit ettim. Mesela Kırmızı Başlıklı Kız tüm dünyada artık anonim olmuş bir hikaye. Ama her kültür Kırmızı Başlıklı Kız’ı farklı çiziyor. İdeallerindeki kadın sarışınsa sarı saçlı da olabiliyor kızılsa kızıl da olabiliyor. Ama hepsinde kırmızı başlıklı kız. Oradaki figür direkt toplumun idealize ettiği figür. Çocuğa dayatma oradan başlıyor. Mesela biz Pinokyo ile büyüdük. Ama aslında çok da doğru bir masal değil Pinokyo. O hikaye çok daha iyi bir şekilde anlatılabilirdi. Şuan çok daha iyi yazarlar, çizerler var. Çocukların olumlu davranışları öğrenebilecekleri çok daha güzel karekterler var artık.

TRT ile yolunuz nasıl kesişti?

Arkadaşlarımın önerisiyle TRT Bilişim Rüzgarı programı için açtığı logo tasarım yarışmasa katıldım ve 1. oldum. Bu yarışmadan sonra kariyerimin farklı bir yöne gitmesine neden olan teklif geldi. TRT’de canlı yayında Photoshop anlatmamı istediler. Tabi öyle kolay olmadı. TRT Bilişim Rüzgarı programının yönetmeni Hakan Aybar, yayına çıkar mısın? dediğinde tepkimi ve heyecanımı ölçmüş, canlı yayına çıkabilecek kadar soğukkanlı mıyım diye beni test etmiş farkettirmeden. Teklifi kabul edince, bir sonraki hafta canlı yayındaydım, TRT 1 ve TRT 2’de 42 canlı yayına katıldım. Bilişim Rüzgar’ına ait forumda da tüm dünyadan gelen mesajları cevaplıyor, tasarım üzerine yazılar yazıyor, freelance tasarım işleri ile ilgileniyordum. Aynı zamanda Doktora’ya hazırlanıyordum.

Eşiniz ve iş ortağınız Kadir Bayar’la nasıl tanıştınız?

Bir eğitim seminerine davet edildim. Eğitimi organize eden ve forumun Indesign programı ile ilgili sorumlusu Kadir Bayar’dı. Orada Kadir ile tanıştıktan sonra 2007 yılında onun sahip olduğu ajansın ismini “Vectorel Studio” olarak değiştirerek birlikte çalışmaya başladık. 2008 yılı Ağustos ayında da evlendik. Pek çok tasarım işi yaptık. O dönem online dergiler yeni yeni popüler olduyordu. Biz de “VS Magazin”i çıkardık. 18 sayı çıkarttığımız dergi 2 yıl boyunca yayınlandı. 2009 yılında DEÜ’de öğretim görevlisi olarak pek çok öğrenciye Grafik Tasarım ve fotoğraf eğitimleri verdim. Sonrasında 2011 yılında kurumsal bir yapıya bürünerek “Atölye İzmir” markası ile tasarım eğitimleri vermeye başladık.

Tüm bunları yaparken aynı zamanda eğitim kitapları da yazdınız. Bu kadar işin arasında buna nasıl fırsat buldunuz?

Photoshop’u ders olarak anlatırken aynı zamanda notlar tutuyordum. Öğrencilere kendi notlarımı veriyordum. Sonra öğrenciler ‘hocam kitap yazın’ demeye başladılar. Ben de bu notlarımı kitaba dönüştürdüm. Kodlab yayınevi ile görüştüm. Yayın yönetmeni kitabın uygun olmadığını söyledi. Coreldraw eklememi istedi. Ben eklemek istemedim. Uygun olmadığını söyledim. Aslında bilgisayarda tasarıma coreldraw ile başladım, programı çok iyi biliyorum. Olmaması gerektiğini de biliyorum. Sonra kitap işi kaldı. Notlarımı yine fotokopi çekerek dağıtıyordum öğrencilere. Bir yıl sonra VS Magazin dergisi olarak bir yarışma düzenlemeye karar verdiğimizde Kodlab’ı arayıp sponsor olmalarını istedim. Bunun üzerine yayın yönetmeni kitabımı hatırladı ve basmaya karar verdi. Kitabım şuan 22. baskıyı yapmak üzere. Üniversitelerin tasarım ile ilgili bölümlerinde kaynak kitap olarak okutuluyor. Şimdi İngilizce olarak da yayınlamaya karar verdik.

Bir de ‘Ece ile Ege’ var. Ondan biraz söz eder misiniz?

Photoshop kitabımı yayınlayan yayın evinin sahibi Hüseyin Üstünel, ‘çocuk kitapları yayınlamak istiyorum yazar mısın’ dedi. 6 ayda yazdım. 6 ayda da çizdim. İlk baskısı 50 bin adet olarak yapıldı. Birçok şehirde imza günü düzenledik. Anaokullarına gittik. Benim doğum sürecim girdi araya. Sonra yayınevi el değiştirdi. Yayınevinin yeni sahibi önce yeni baskı yapmayacağım dedi ama sonra o da 50 bin adet bastı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından tavsiye edilen ilk 100 kitap arasına girdi. Şimdi de Ege ile Ece’nin kuklaları hazırlanıyor. Kitapla birlikte el kuklaları verebiliriz.

Atölye İzmir’de neler yapıyorsunuz?

Üniversite yıllarından beri ders veriyorum. 2008 yılında Vectörel Stüdyo olarak markalaşmıştık. Çok da iyi işler yaptık. Sonra kriz geldi, kapattık. Atölye İzmir’i 2011 yılında kurduk. Tasarım eğitimleri veriyorduk. Yurtdışı için portfolyo çalışmaları yapıyorduk. 2016 yılnda Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandık. O tarihten bu yana tasarım alanında meslek edindirme kursları veriyoruz. Ajansımız da devam ediyor. Onun başında Kadir var. Ajansı Karşyaka’ya taşıdık. Alt katını sanat galerisi yaptık. İsmi VS art works. Amacımız öğrencilerimizin, hocalarımızın ve bu camiadan tanıdığımız kişilerin işlerini sergileyip değer bulmalarını sağlamak. Çünkü okuldan mezun olduğumda genç olduğum için sergi salonlarının kapılarını yüzüme kapanıyordu. Burada gençlerin işlerini sergilemek istiyoruz. Kendini ifade etmek isteyen gençler için güzel bir mekan oldu.

Post a Comment